Yasadikca Gezdikce
Logo
Brokeback Mountain (Dağı)
Sonunda beklenen gün geldi. Brokeback Mountain. Biletlerimizi önceden almıştık. Odaibada'ki sinema salonundaki izleyilerden bazısı erkek guruplarıydı, ama çoğu harika bir Cumartesi günü "çıkmalarındaki" çiftlerdi.

Ve, film. Umduğumdan daha hızlı, daha derin, daha sarsıcı ve iz bırakıcı. (..) Eserin aslını da okuyun: Annie Proulx tarafından yazılmış kısa bir öykü. Filmdeki hava ile öykü hemen hemen aynı, pek çok detay da.

Tabii ki işin özü kavuşamayan aşıklar. Dünyada aşklarını yaşayamayan o kadar ve o kadar çift var ki. Cinsiyetlerinin ne olduğu önemli değil. Ama işte filmin sırrı da burda. Cinseyet farkı olmadan aşk! Ve cinsiyet farkı olmadan kavuşamamanın, yaşayamamanın acısı. "Yaşasın iyi ki gay'iz, özgürüz, gururluyuz diye" bağırmadan basit ve yalın olarak çekilen acıları anlatmak. Özlemi, geri dönüşü olmayan seçimleri, pişmanlığı, kapanmayan yaraları, birisine "çok yakın ama çok uzak olmayı", insan olma açısından anlatmak. İtmeden, zorlamadan, sokmadan.

Sanıyorum dağların yalnızlığı, doğanın acımasızlığı filmi yalnız güzel yapan bir arka plan çalışması değil. İki insani birbirine iten faktörlerden biri. Hepimiz yalnızız, ve doğanın içinde yalnızlığımızı daha da farkına varıyoruz, bazen de unutuyoruz. Ama biz de doğanın bir parçasıyız. İki erkek için de böyle. İki erkeğin duygularını kelimeler ve okşamalarla anlatamadıkları zamanlardaki çaresizlıklerinden ancak yumuruklarıyla kurtulabilmeleri de bunun yansıması. Katıksız, süslemesiz. Erkekler arası aşkta şiddetin bu kullanımı oldukça şaşırttı beni. Ve son sahnelerde bu şiddet anlarından kalan kan filmin en senbolik, gerçek ve acıklı anısı.

Tekrar seyretmeliyim, daha yavaş, daha içe çekerek, hesapları yapıp özümseyerek.
Belki daha yüksek sesle hıçkırarak.

Ayrılıklar her zaman kapı ardında. Her zaman doğru seçimleri biliyor olsak.


Copyright Commoncolors.net | admin@commoncolors.net