5.5.06

Takaragawa Kaplıcasında Bahar

Altın Hafta için bu yıl önceden bir plan yapamadık. Zamanı yakınlarda bir yerlede geçirelim dedik. Zaten benim için nereye ya da ne kadar uzunlukta gittiğim değil, kiminle gittiğim ve ne kadar zevkini çıkarabildiğim önemli. Bazı yolculuklar günler aylar sürer, ama tatsız tutsuzdur, bazıları da bir kaç saat ya da bir gün sürer, her anına değer.

Bu yolculuğu Pazar-Pazartesiye planladık. Altın Haftada kalabalıkların sokağa döküldüğü Cumartesi ve Çarşambadan sakınarak. Takawagawa Kaplıcası Gunma Prefecture'da, Minakami'ye yakın. Tokyo'dan shinkansenle Jomou-kogen'e 1 saatte, oradan da otobüsle 1 saatte kapılyacaya gidiliyor. İlk güzel sürpriz shinkansen ve otobüsün oldukça boş olmasıydı. Altın Haftanın pek popüler olmayan günlerinde yola çıkmanın avantajı. İkinci güzel sürpriz mevsim: sakuralar oralarda yeni açmıştı. Tokyo'nun Mart sonu gibiydi yani.

Takaragawa'da tek bir ryokan (Japon geleneksel usülündeki otel) var, Osenkaku. Kaplıca (Japonca'da "onsen") da oranın tekelinde. Takaragawa'nın özelliği Japonya'daki değişik anketlerde hep üst sıralarda gelmesi. Nedenini anlamak zor değil. Takara ırmağının iki yanında oldukça geniş bir alana yayılmış açık hava havuzları en önemli özelliği. "Routenburo"da (Japonca'da açık havadaki kaplıca havuzları sitili) kadın erkek karışık. Kadınlar için ayrı bır routenburo da mevcut. (Japonyadaki kaplıcaların eskiden hep kadın erkek karışık olduğu, Meiji dönemiyle gelen batılı düşünceyle birlikte "ayıp" kavramının -maalesef- hakim olduğu, banyoların ayrıldığı söyleniyor. Erkek erkeğe hamama -sento- girilirken suya kesinle mayo ile girilmez, havlu da suya kesinlikle sokulmaz. Bu tür davranışlar neredeyse tabu olarak algılanır. Suya girilmeden ön tarafını örten bazı erkekler bile su içinde havlularını ya kenara bir yere koyarlar, ya da başlarının üzerine. Küçük ince havlular aynı zamanda suya girmeden önce iliflenmek, çıktıktan sonra da kabaca kurulanmak için kullanılır.) Kadınlar büyük banyo havlularıyla dolaşırken, erkeklerin çoğu da havluyu su içinde bile önlerinde tutuyordu. Kaplıca suyu oldukça yumuşak ve berrak. Suyun sıcaklığı dayanılır düzeyde.

Kaplıcanın dağ arasındaki manzarasının en önemli yanı eriyen kar sularıyla beslenerek çağıl çağıl akan Takara ırmağı. Onsen içindeyken adeta bir kol atımlık mesefede köpuklenerek, gürüldeyerek akan su, her saniye insanın sıkıntılarını stresini de alıp götürüyor. Ryokanın Showa usülü odasında uyurken bile bu ses rüyalara eşlik ediyor.

Ryokanın yemekleri sade. Yağlı bir yemek yok. Bölgede vahşi ayılar eskiden beri çokmuş, kafeslerde de 6 ayı falan var. Çok sevimliler, kafes biraz dar. Ama ayı kokusu uzun sure burnumuzdan gitmiyor. Yemekte çıkan kuma-jiru (ayı etli miso çorbası) ryokanın özelliği imiş, servisi yapan bayan etin kafeslerden gelmediğini belirtti, şakayla karışık sorumuza karşın. Samurayların kaçıp bölgeye sığındığı ve av eti olarak kış uykusuna yatarken vücudunda fazla miktarda besleyici madde depolayan ayıları seçtiği dönemlerden kalan bir gelenek olduğunu kabul etsek de, sert ve ağır kokulu etin, o kokuyu almak için yapılan terbiyeleme işleminlerine değmediğine karar veriyoruz.

Kışın, yazın, son ve ilk baharda manzara Mayıs başından daha güzelmiş. Resimlerde de öyle gözüküyor. En kısa zamanda yeniden dönmek üzere.

Etiketler: ,

2.5.06

Nagoya Meiji Köyünde Zaman

Tarihi eserlerimize, kültürel mirasımıza sahip çıkmak lafta çok söylenen, ama fiilayatta pek gerçekleşmeyen bir şey. Bırakalım Roma, Eskı Yunan eserlerini, Selçuklu, Osmanlı eserleri, ve bu arada Cumhuriyet dönemi eserleri de çoğunlukla kaderine terk ediliyor. Develetin bütçesinde yeterince kaynak olmaması en kolay ve baştan savma mazaret olarak gözükürken, ne vatandaş olarak yanı başımızdaki eserlerin korunması için bir şey yapıyoruz, ne özel sirketler konuyla ilgili.

Japonya bu konuda Avrupa kadar olmasa da oldukça gayretli. Kyoto dışındaki yerlerde eskiden kalma yapılar tek tük var tabii. Genelde tapınaklar, kaleler, ve şehrin eski ticaret merkezleri ya eski halleriyle, ya da restorasyondan geçerek korunuyor. Yangın, deprem ve İkinci Dünya Savaşındaki Amerikan bombardmanı geriye çok da bir şey bırakmamış. Şimdi eski eserler özellikle iç turizmin dinamolarından biri. Malum Japonlar gezmeyi değişik yerler keşfetmeyi sever.

Deniz ağırı seyehatlerin ve kaplıcaların yanı sıra bir de "temalı" köyler var. İlk yıllarımda Japonya'nın pek çok yerindeki bu köylerin varlığını duyup şaşırmıştım. Çoğu ekonominin patlama yaptığı "köpüklü" yıllarda planlanmış, Japonların değişikliğe açlığını kara dönüştürmeye çalışan "köyler", çoğunlukla şimdi ekeonomik zorluk içinde. Rusya Köyü, Nagoya İtalya Köyü, Nagasaki Haus Ten Bosch Hollanda Köyü vb.

Meiji Mura'nın da ilk önce taklit binalardan yapılma eğlence parkı olduğunu düşünmüştüm. Ama öyle çıkmadı. Nagoya şehir merkezinden İnuyama'ya tren, oradan da otobüsle gidiliyor. Amaç sayıları gittikçe azalan Meiji dönemi (1867-1912) binalarını korumak ve bir araya getirmek. Meiji dönemi bizdeki Tanzimatla hemen hemen aynı döneme denk gelir. Batıyı taklitle başlar herşey önce. Kıyafetler batılı tarza dönerken, şapkalar, Kayzer Wilhelm bıyıkları, kont baron ünvanları, ve kendine özgü binalar ortaya çıkar. Ama Osmanlıdan farklı olarak bu özenti dönemi, aydınlanma, yurt genelinde batılı tarzında okulların açılması ve sanayileşme ile modern Japonya'nın temelini atar. Maalesef militarizm ve faşizmin dozu gittikçe artar ve malum 1945'te Japonya savaştan felaketle çıkar.

Meiji dönemi binaları, Batılı tarza yakın, eski Edo tarzı ile Uzak Doğu etkilerini dış süslemelerde kullanan, bina yapımında yeni Batılı tekniklerini "deneyen", kuvvetli, heybetli İmparatorluğa yaraşır eserlerdir. 1960'larda yeniden endüstrileşme, savaştaki bombardman, 1923 Kanto depremi falan bu binaların azalmasına neden olmuş. Var olan ve korumaya değer 60'dan fazla gerçek bina Aichi Prefecture'daki İruka Nehri kıyısına taşınarak 1965'te açılmış Meiji Mura.

Neler var peki bu köyde?
Başta gelen eserlerden biri, adı Meiji dönemi olsa da Taisho döneminde Frank Lloyd Wright tarafından yapılan eski İmperial Oteli'nin (1923-1967) girişi ve lobisi. Bir diğeri Lafcadio Hearn'ın Shizuoka'daki yazlık evi. Ayrıca 1890'da Kyoto'da yapılan St. Francis Xavier Katedrali.

Benim en ilgimi çeken binalar aslında bunlardan çok, Meiji dönemi hapiseleri ve kabuki tiyatrosu. Hapisane binasi oldukça gerçek, günlük yaşama ait eşyaların olması da hayal etmeyi kolaylaştırıyor. ("Batılı tarzı" Meiji dönemi böyleyse Edo dönemi nasıldı acaba diye düşünmekten kendimş alamadım.)

Bu arada Kyoto'da kullanılan tramvaya ve buharlı trene binme olanağı hoş sürprizlerdi. Gölün dinginliği, baharda açan ağaçların romatizmi ve 120 yıl öncesinin yaşamına tanıklık etmiş binalar, eşyalar, araçlar unutulmaz bir zamanda geriye dönüş tecrübesi yaşattı.

Etiketler: , ,

5.3.06

Sakura zamanı

"Sakuraların açma zamanı yaklaşıyor!"

Sakura aslında meyva vermeyen bir kiraz ağacı türüdür. Hem ağacın hem de çiçeklerinin ortak adıdır. Sakura Japonlar için hem ülkenin hem de kendi bireysel geçmişlerinden gelen pek çok şeyi ifade eder. Sakuranın açması yavaş yavaş, solması ve yere düşmesi bir anlıktır. Yazın yapılan havai fişek gösterilerindeki en görkemli ve en büyük fişerklerin hızla havaya yükselmesi, patlaması ve sessizce solup yok olması gibi. Sakuranın kısa ama parlak yaşamı, Samurayların genç yaşta kahramanca ölümü sakurayla özleştirilir. Ya da her genç yaşta ölen. (Tom Cruise'un Last Samurai filmindeki son sahneyi hatırlayın: samuraylar Meiji hükumeti askerleriyle kahramanca savaşırken arka plandakı sakuralar çılgınca çiçeklerini döker. Kahramanlar kılıçlarını cekerken kahpe mitralyoz mermileriyle yere yıkılırlar.) Zamanlama olarak Mart-Nisan, mezuniyet, okul açılış ve sirkete başlama törenlerinin dönemidir. (1 Nisan'da okulların yeni dönemi ve mezunların şirklerdeki yaşamı başlar.) Ayrılma, yeni başlangıç ve umut dönemi.

Bir bitkinin bu kadar yaşama damga vurması ancak Japonya'da olur diye düşünürüm. Her yerde baharda ağaçlar çiçek açar, ama Japonya'da sakuraların açması bir şenliktir. Belli başlı parklara bahçelere gidilir, yere muşambalar serilir, alkollü içkiler yudumlanır, kendini kaptıranlar karaoke'ye başlar. Rüzgarda hafif, derinden baygın bir sakura kokusu olur. Pembe beyaz çiçekler havada uçuşur.

Tokyo'daki en popüler sakura mekanları pek çok sitede yer alır:
About.com
Outdoorjapan.com
Metropolis

Benim en sevdiğim yerler Chidori-ga-fuchi Minakami Park, Inokashira Park, Shinjuku Gyoen, Ueno Park, Yoyogi Park, Iidabashi Canal Cafe'dir.

Gündüz olduğu gibi gece de sakuraların altında eğlenilebilir. Gece sakuraların korkutucu olduğunu düşünenler, sakuraların gizemli yarı tanrısal biraz kötü ruhların etkisiyle hışırdadığını hissederler. Bence gece ışıklarının altında sakuralar yalnızca daha güzel, bembeyaz agaçlar daha görkemli. Bahar karları gibi.

Etiketler: ,

29.3.05

Yukiguni-Karlar Ülkesi

 
Trenin pencerisinden dışarı bakarken cama yansıyan aksinı görürsün.
Tüneli geçtiğinde oradasındır: Karlar ülkesi, yukiguni.

Bu iki sözcükle ilk karşılaşmam Yasunari Kawabata'nın Türkçeye ayni adla çevrilmiş eserinde oldu. O zamana kadar alışık olmadığım biraz heyecandan yoksun, kendi içine kapalı, ama siirsel ve duygusal bir anlatımı vardı kitabın. Aşk ve insanlar arası ilişiler çok ince kırılgan nuanslarıyla anlatılıyordu. Japon edebiyatıyla ilk tanışmamdı bu. Belki de Japon tabiatıyla, uzaktan ve dolaylı olsa da...

Romanın geçtiği yer Niigata'nın Yuzawa kasabası. Japon Denizi ile Japon Alpleri arasında, kışın 3-4 ay 2-3 metre kar altında kalan bölge bu isimle anılıyor. Kasım sonu Aralık başında soğuyan hava önce hafif kar yağışını başlatır, sonra kar yağışı sürekli hale gelir. İnce kar örtüsü yerden kalkmaz olur, sonra kalınlaşir, Ocak ayında artık 1 m'den fazladır. Kar yağmayan gün sayısı haftada bire düşer. Herşey ve hersey sessizce karın yumuşak ağırlığıyla örtülür. Ayrıntılar yok olur. Arada bir çıkan güneş ısıtmaz, ufukta soğuk bir kızıllıkla parlar, kar orüsünü pembeliğe boğar. Tipi de güzeldir, kuşbaşı kuşbaşı yağanı da....

İnsan o beyaz hiçlikte, beyaz dağlar ve beyaz gökyüzü arasında kendi bulur, ya da kaybeder. Coşku ve hüzün de belirsizleşir, karın örtücü gücüyle fark silinir gider.

Diğer güzellikler
Bu bölge aylarca yağan kar nedeniyle suyun lezzeti, pirincin tadı ve tabii sakesiyle (pirinçten yapılan bir tür Japon rakısı) ünlüdür.

Tabii onsenleriyle de (Japon kaplıcası). Büyüleyici kar tüm haşmetiyle yağarken sicak suda ruhu ve bedeni arıtmaktan daha güzel ne olabilir? Bu duyguyu daha ayrıntılı anlatmam mümkün değil. Japonya'yı yaşanı kılan şeylerin başinda gelir onsen ve onsen "ryokan"ları (Japon tarzi han ya da otel.) Harika yemekler, dünyada eşi olmayan servis, eski ve geleneksel odalar, barlar ve herbiri birbirinden baska düzenlenmiş onsenler.

Resimdeki yer de bunlardan biri. Muikamachi yakınlarindaki Ryugon keşfedilmeyi bekliyor.

Etiketler: , ,

1.3.05

Okinawa: Japonya'nın içinde başka bir ülke

 
Fazla br şey beklemiyordum giderken. Biraz kültür biraz savaş, bol deniz kum. Biraz egzotik yemek...Biraz da Amerikan askeri. Bu kadar. Patron bile demişti, "Okinawa? Hiç şenlik değil."

Oysa çok farlı şeyler vardı orda. Yuzler, sesler, kokular farklıydı. Zaman da. Daha doğrusu zamanın akışı.

Bazen insan gittiği yerin ününe yenilir. Gittiği yer o kadar populer ve klişedir ki, adeta o klişenin izini sürmek ıçin gitmiştir o yere. Başkalarının gördüklerini görmek, yapmak için. O yolculuk öyle bir yolculuktur. Ne fazla hayal kırıklığı beklenir ne de büyük bir sürpriz. (İstisnalar da var tabii, orneğin Londra. Çok beklentiler uyandıran ve aslında hiç birşey taşımayan, tam İngilizlere layik, onların tabiyatı gibi bir şehir, ha!)

Bir de Okinawa var. Ya da Okinawa gibi mütevazii, elindekileri gösteren, paylaşan, ama insanın gözüne sokmayan yerler.

Japonya içinde bölgelerin birbirinden farklı olması, şivelerin değişmesi aslında yeni ve alışılagelmez birşey değil. Japonya bilmeyen için çok homojen olsa da derebeylik doneminin etkisiyle hala çok bölgeseldir bazı şeyler. Yerel idareler, iller de Türkiyedekinden çok daha özerk.

Okinawa için de bunları düşunüyordum giderken. Ama karşımdaki adalar topluluğu insanları Japon'du ama aynı zamanda Ryukyu'luydular. Yüzyıllar boyu ticaretle silahsız, barışçıl yaşadiktan sonra 17. yy. başında Japonya'daki Kyushu adasının ucundaki Satsuma Krallığının etkisine (vergi yükümlülüğune bağlanmış) girmişler. Japon değilken Japon olmaya zorlanmışlar. 2. Dünya Savaşi öncesi ya da sırasında Japonca konuşamayıp yalnızca Ryukyu dili konuştukları için ordu tarfından casus olarak dquşünülüp öldürülen yaşlı köylüler olmuş. Japonya'nın Pasifik'teki ileri karakolu haline getirilmiş ve savaşın sonlarına doğru Amerika'nın 90 gün agır bombardımanına maruz kalmış. Sonuç 200,000 ölü, 150 bini sivil halktan. Her aileden en az bile ölü hesabına geliyor. Hala anlatılan korku öykülerı. Amerikalılar geliyor diye çocuklarıyla uçurumdan denize atlayan kadınlar, mavi-türkuaz güzel denizi kızıla boyayan kan.

İnsan ölürse güzel bir gunde ölmeli. Onlar 1945 yazında öyle günlerde ölmüşler; çoğu genç Japon bunları bilmez bile. Japonya'ya katıldığı (geri döndüğü, döndürüldüğü) 1970lerden beri Okinawa "Japonya'daki Hawaii" imajındaydı sanırım. Tropik ada imajı, harika yakut rengi deniz. Arka planda da Amerikan askerleri, üsler falan. Ama fiyatlar Japonya fiyatları olduğu için Guam ve Hawaii'ye göre dezavantajlı bir yer. Simdilerde Okinawa yüzyıllardan beri varolan kültürünü ön plana çıkarmaya çalışıyor.

İnsanlar neşeli orda, zaman "uzuyor. " Kaygılar, tasalar. kederler ve aşklar tabii aynı olmalı. Ama Japonlardan rahatlar pek çok konuda. Budist değiller, Shinto da. Shamanlar ve adalarında pek çok şeyi zamana bırakıyorlar, 10 dakikadan fazla yürümüyorlar, uzak yerlerde çalışıp yollarda saatler geçirmek yerine yakın yerlerde çalışıyorlar.

Ama zaman değişiyor. Yüzyıllardır varolmaya çaalışan Ryukyu düzeni değişiyor, belki kaçınılmaz beklenen birşey bu. Okinawa'lılar herşeyden once adalarını terkediyorlar, yaşlılar değil de gençler tabii. Ekonomi zayıf gençler geleneksel işlerde çalışmak istemeyince Fukuoka'ya (Kyushu), Osaka'ya, Tokyo'ya geliyorlar. Okumaya çalışmaya. Aslinda bu gençlerden Japonluğa uyum sağlayamayıp dönenler de varmış.

Asıl garip olan (belki de bilmediğim için) tersi. Japon ana adalarından Okinawa'ya yaşamaya gidenler çokmuş. Yılda 20,000den fazla! Hava güzel, yaşam rahat. Yiyecek bol. Kiralar ucuz!

Zaman geçtikçe Okinawa artık eskisi gibi olmayacak. Ana Japonya'yla karışacaklar. İnsanlar Okinawa'nın güney sınırlarındaki adalaraya güzel ve temiz deniz görmek için gittiklerinde denizde de çöpler olacak. Simdilerde Miyakojima kirlendi dedi bizim rehber. Yeni gözde Kerama adaları imiş.

Etiketler: , ,