Konya
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
Konya hatırladığımdan da yeşil, beklediğimden de düzenliydi. Nedense aklımda daha bozkır daha kuru bir Konya kalmış.
İlk durak illa ki ve mutlaka Mevlana Müzesi. Harika düzenlenmiş yeşil alanın ortasında Yeşil Türbe ve Müze yükselir. Müze yalnız içindeki eşyalar ve türbede yatanlarla değil, dünyanın dört bir yanından gelen, öğrenmek ve hissetmek için uzun mesafeler kateden insanlarla dolu. (Keşke duvarlardaki eski yazıları okuyabilseydim.) Duygularımı tam olarak ifade etmem zor, türbe ya da müze dediğin nedir ki...Ama önemli olan yakınlık, ne de olsa insanlar için hala fiziksel temas, soyut inanç ve kavramlardan daha önemli. KIsacası o havayı hissetmek çok özel bir tecrübe.
Konya şehir merkezi baştan başa tarihi eserle dolu. Bizim tarihimiz. Çok da değil 700-800 yıl öncenin. Bütününde tüm Selçuklu eserleri Orta ve Batı Asya'ya köklerimizin ne kadar dayandığını adeta haykırıyor. Müzelerdeki çinilerde çekik gözlü Selçuklu ordusu bize 1000 yıl öncesinden bakıyor gibi.
Şehrin ortasında Alaeddin Tepesindeki Alaeddin Camii heybetli. Ve tabii ibadete açık. Arka bahçesinde Sultanlar Türbesi var. Harika bir kümbet. Kümbetler hep ilgimi çekmiştir, geometrisindeki basitlikte bir giz hissederim. İçinde Selçuklu Sultanları gömülü. Öylece. Yazıları özel olarak okumazsanız farketmezsiniz bile. Bir kaç sene önce bir gazete haberinde yok muydu içeri köpek girdiği ve kemikleri kapıp gittiği? (Murat Bardakçı'nın 24 MArt 2004'teki yazısında olayın iç yüzü anlatılıyor.)
Konyadaki pek çok tarihi eser, işlevlerini sürdüren camiler haricinde kendi haline terkedilmiş gibi geldi bana. Yıllar yavaş yavaş emeği, geçmişle olan bağları tüketiyor demek ki. En büyük eserlerden Karatay Medresesinin kapısı adi demirden. İnce Minaredeki taş işçiliğinin ince eserine yakından bakınca çok etkileyici, ama çiniler yer yer dökülmüş ve dökülüyor. Ve ne yazık ki muhafazarlığımız tarihi mirasımızı muhafaza edemiyor. "Gavur" Roma-Bizanstan geçtik, Osmanlı-Selçuklu eserleri bile bakımsız.
Bunlar yine de gezinin ufak detayları. Konya'da tarihi mekanlarda gezmenin yanında yapılacak önemli bir şey daha var: yemekleri keşfetmek. Konya'da İç Anadolu'ya özgü kebapları, tatlıları ve yoğurdu kesinlikle tatmak gerek. Tabii en başta etli etmek! İstanbul'u alıp götüren Güney Doğulu kebaplarından daha sade ve Osmanlı tadına yakın.
Konya'ya geziye gitmek pek çoğumuzun aklına gelmez belki de. Geçmişle olan bağlarımızı hatırlamamız, taze tutmamız ve kendimizi yenilememiz için gelmeli oysa. Kendi açımdan bakınca hatırladığım, Konya'dan sonra İstanbul'u biraz daha farklı hissetmeye başladığım. İstanbul'un Osmanlı kimliğinin derinliklerindeki Konya'yı farkettiğim.












0 Yorum:
Yorum Gönder
Bu yazıya verilen bağlantılar:
Bir Bağlantı Yarat
id="comments"<< Ana Sayfa